Sonsuz ilim sahibi olan Allah, gördüğümüz her şeyi belli bir amaç üzerine yaratmıştır. Kuran ahlakından uzak yaşayan toplumlarda kimi insanın düştüğü en büyük yanılgılardan biri, bu gerçeği gözardı etmektir. Oysa Allah'ın kadrini ve ilmini hakkıyla takdir edemeyen bu kişiler de dahil olmak üzere, Rabbimiz tüm kullarını merhametinin bir göstergesi olarak dünya hayatında çeşitli nimetlerle rızıklandırmaktadır. 



C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\MEYVE RES\Brtlen.jpgYüce Allah, tüm insanları yoktan var etmiş, onları rahmetiyle bir can sahibi kılmıştır. Bunun bilincinde olan bir mümin için sabah kalktığında nefes almak çok büyük bir nimet ve sevinç vesilesidir. Çünkü Allah ona, rızasını kazanabileceği bir gün daha nasip etmiş, bir fırsat daha vermiştir. Yürüyebilmesi, konuşabilmesi, gülebilmesi, hareket edebilmesi bu kişi için bir mutluluk ve şükür kaynağıdır. Dilediği takdirde Allah'ın, tüm gücünü, hareket kabiliyetini elinden alabileceğinin şuurundadır. Tüm bunlara sahip olmanın bir nimet olduğunun bilincinde olduğu için de hayatı boyunca her an Allah'a şükrederek mutlu ve huzurlu bir yaşam sürer. 

Nimetlere karşı tüm hayatları boyunca büyük bir nankörlük içinde olan inkarcıların yaşadıkları bunalımların ve tüm zevklerini tüketip yok etmiş bir durumda olmalarının nedeni ise imanın kazandırdığı güzel ahlaktan uzak yaşamalarıdır. Allah, verdiği nimetlere nankörlük edenleri cezalandıracağını bir ayette şöyle haber vermiştir: 




Kendi bedeninizde gerçekleşen olaylara ülfetsiz bakabilmenizi sağlayabilmeniz ve Allah’ın muhteşem yaratmasını kavrayabilmek için, kendi bedeninizin içinde bir yolculuğa çıktığınızı düşünün. Bu yolculukta sizi akılalmaz sürprizler beklemektedir. Kalbinizin içinde bir jeneratör bulunduğunu, bu jeneratör devreden çıktığı anda yedek bir jeneratörün devreye girdiğini göreceksiniz. İnce bağırsağınızda bulunan hücrelerin, önlerinden geçen yüzlerce farklı madde arasından demir atomunu tanıyabildiklerine ve yakaladıklarına şahit olacaksınız. Baş bölgenizde bulunan hormonal bir bezde üretilen hormon molekülünün, uzun bir yolculuk sonucunda çok uzakta bulunan hedefine -örneğin böbreğinize- ulaştığını ve burada bulunan hücrelere ne yapmaları gerektiğini emrettiğini göreceksiniz. Bu yolculuk sırasında doğduğunuz günden beri "benim bedenim", "bana ait" diye sahip çıktığınız kendi vücudunuzun içinde, derinizin hemen birkaç milim altından başlayarak derinliklere kadar her noktada gerçekleşen mucizevi olaylara şahit olacaksınız.


İnsan bedeni, bu açıdan bakıldığında, kendi içinde apayrı bir "alem", apayrı bir "şehir" gibidir. Bu şehrin içinde ulaşım yolları, binalar, fabrikalar, alt yapı sistemi, en üstün teknolojilerden daha üstün teknolojiye sahip cihazlar, kendisinden hiç beklenmeyecek şekilde şuur gösteren, konusunda uzmanlaşmış elemanlar (hücreler, hormonlar, salgı bezleri), tam teçhizatlı askerler ve daha birçoğu mevcuttur. Üstelik bu "alem" yalnızca sizin bedeninizin içinde değildir. Çevrenizde gördüğünüz her insan, anneniz, babanız, kardeşiniz, dostlarınız, çalışma arkadaşlarınız, sokakta yanından geçtiğiniz insanlar, televizyonda izlediğiniz oyuncular kısacası yeryüzünde şu an yaşamakta olan milyarlarca insan, bu mucizevi "alem"e sahiptir. Aynı şekilde bundan yüzlerce, binlerce yıl önce yaşamış olan; milattan önceki dönemlerde yeryüzünde bulunan, hatta ilk insan var olduğundan beri yaşamış olan tüm insanlar da bu kusursuz "alem"e sahiptiler. Tıpkı günümüzde yaşayan insanlar gibi geçmişte yaşayan insanların da vücutlarında kusursuz sistemleri, şuur gösterileri sergileyen trilyonlarca hücreleri, karar alma mekanizmasına sahip salgı bezleri, üstün teknolojiye sahip organları vardı.



Üzerinde yaşadığımız dünya, canlı hayatı için çok özel bir biçimde inşa edilmiştir. Tesadüflerin değil, tamamen bilinçli bir düzenlemenin ürünüdür. Tüm evrene hakim olan kusursuz düzen bizi tek bir sonuca götürür: Evreni sonsuz bir güç ve akıl sahibi alemlerin Rabbi olan Allah’ın yarattığı gerçeğine.
manzara



Evreni incelediğimizde sayısız düzen örnekleriyle karşılaşırız. Yaşadığımız dünya da bunlardan sadece biridir. Dünya sahip olduğu tüm özelliklerle, canlılığın sürdürülebilmesine uygun olacak şekilde son derece hassas dengeler üzerinde yaratılmıştır. 

Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığı, ekseninin yörüngesine olan eğimi, atmosferdeki dengeler, Dünya’nın kendi etrafında ve Güneş etrafındaki dönüş hızları, Dünya üzerindeki okyanusların, dağların fonksiyonları, canlıların sahip oldukları özellikler ve bunların birbirleriyle olan bağlantıları, Dünya’daki mevcut kompleks sistemlerin birkaçıdır. 



Şükür, her türlü nimetin tek sahibinin Allah olduğunun ve yalnızca O’ndan geldiğinin şuurunda olmak, bunu kalple ve dille ifade etmektir. Şükretmenin aksi ise Kuran’da, nankörlük anlamına gelen “küfür” terimiyle tanımlanır. Yalnızca bu tanım bile şükretmenin Allah Katında ne kadar önemli bir ibadet olduğunu ve bu ibadetten uzaklaşmanın insanı ne kadar kötü bir konuma soktuğunu göstermesi açısından yeterlidir. 



C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\MEYVE RES\meyve-resimleri2.jpgŞükür hem büyük bir ibadettir, hem de insanı “azgınlaşmaktan” koruyan bir kalkan gibidir. Çünkü insanın nefsinde, zenginlik ya da güç bulduğunda zalimleşmeye, zorbalaşmaya, vicdansızlaşmaya karşı bir eğilim vardır. Kuran ahlakını yaşamayan biri, zenginleşip güzel imkanlara kavuşursa, genellikle acizliğini unutmaya ve kibirlenmeye başlar. Şükür, işte bu “azgınlaşmayı” engeller. 


Şükreden insan bilir ki eline geçen her nimeti kendisine veren Allah’tır. Her nimeti de, Allah’ın yolunda, Rabbimiz'in istediği biçimde kullanmakla yükümlüdür. Kendilerine büyük makam, büyük mülk ve hakimiyet verilen Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın tevazu ve olgunluklarının anahtarı budur. Kendisine verilen mülk nedeniyle azgınlaşan Karun’un da yaptığı hatalardan biri, şükretmeyi bilmemesidir.





 Arılar herkesin varlığından haberdar olduğu küçük canlılardır. Şimdi bu canlılar hakkında birkaç basit soru soralım. Arılar ne yaparlar? Bu, herkesin cevabını bildiği bir sorudur; arılar bal yaparlar, petek yaparlar. Tekrar soru soralım: Peki arılar niçin bal yaparlar? 



beeBazı insanlar bu sorunun cevabının öneminin farkında bile değildir. Kimi bu konu üzerinde düşünmemiştir bile. Kimileri de arının Darwin'in tarif ettiği gibi bir evrim süreci sonunda var olduğunu savunur. Söz konusu evrimci çevrelere göre arılar diğer bütün canlılar gibi bir tesadüfler zinciri sonucunda ortaya çıkmışlardır. "İçgüdü" denilen bir dürtü de yine rastlantılar sonucunda arılara bal yapmayı öğretmiştir. Ancak sorunun asıl doğru cevabı, insan için çok önemli olan bir konuyu içerir. Arı, birçok mükemmel özelliğiyle birlikte Allah tarafından yaratılmıştır ve O'nun ilhamıyla insanlar için bal üretmektedir.


Arılar insanlar gibi eğitimden geçmezler. Her biri görevini doğar doğmaz yerine getirmeye başlar. Fabrikadaki her eleman kendi çıkarları için çalışır.



Asırlar boyunca kimi toplumlar Allah'ın dinini kabul etmişler, kimileri ise inkar etmişlerdir. Bazen inkarcı bir toplumun içinden küçük bir azınlık çıkmakta ve sadece bunlar elçiye uymaktadırlar. Ancak kendilerine tebliğ gelen kavimlerin çok büyük bir kısmı bunu kabul etmemişlerdir. Sadece Allah'ın elçisinin kendilerine getirdiği tebliği dinlememekle kalmamış, aynı zamanda elçiye ve ona uyanlara da zarar vermeye çalışmışlardır. Elçilere, birçok kez "yalancılık, büyücülük, delilik, şımarıklık" gibi iftiralar atılmış, hatta birçok kez kavmin önde gelenleri onları öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. 

Oysaki, her peygamber, kavminden yalnızca Allah'a itaat etmesini istemiştir. Bunun karşılığında para ya da başka bir dünyevi çıkar talep etmemişlerdir. Allah'ın emri gereği kavimlerinin üzerinde herhangi bir konuda baskı kurmamışlardır. Elçiler gönderildikleri toplumları hak olan dine davet edip ve kendilerine uyanlarla birlikte Allah'ın rızasına uygun bir şekilde yaşamaktadırlar.


"Azab size gelip çatmadan evvel, Rabbiniz’e yönelip-dönün ve O'na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Rabbiniz’den, size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken, azab apansız size gelip çatmadan evvel. "(Zümer Suresi, 54-55) 

İnsan hayati bir tehlike ile yüz yüze geldiği zaman, vicdanı, hemen her şeyin muhasebesini yapmaya başlar. Dünyada geçirdiği ömrünü ve bu süre içinde yaptığı işleri bir bir değerlendirir. Eğer dünyada iyi işler yapmamış, Allah'ın ayetlerine uymamış ise, o tehlike anında büyük bir korku ve pişmanlığa kapılır. Hayatı boyunca hiç düşünmediği gerçekler, bir anda tüm açıklığıyla gözünün önünde beliriverir. Belki de hayatında ilk defa, ölümün ne kadar yakın olduğunun farkına varır. Ahirette cennete layık olabilecek bir yaşam sürmediğini ve yaşadığı korku ve pişmanlık hislerinin de bundan kaynaklandığını anlar. Allah'ın yarattığı nimetlere karşı gösterdiği nankörlüğü ve bu ahlakın karşılığının da cehennem azabı olabileceğini vicdanen hisseder. İçinde bulunduğu durumdan kendisini yalnızca Rabbimiz'in kurtarabileceğini anlar.

Blogger tarafından desteklenmektedir.